İçeriğe geç
MESELENİN ÖZÜNE

Bir adım
daha yakın.

DİJİTAL DÜŞÜNCE GAZETESİ
Toplum ve Ekonomi / BAŞYAZISS-B05-20260921

Kıtlığı Yönetmek: Suyun da Paranın da Sabrı Var

Bu hafta İstanbul'un barajlarındaki doluluk oranı yüzde 38'in altına indi, Merkez Bankası ise faizi yerinde bıraktı. İki haber farklı masalardan geliyor ama aynı dersi veriyor: kıtlık zamanında acele karar değil, sabırlı yönetim kazandırır.

BAŞ EDİTÖR · MUSTAFA YILDIZ4 DK
Kıtlığı Yönetmek başlıklı ODAK başyazısında baraj gövdesi, azalan su ve Baş Editör Mustafa YILDIZ portresi
Başyazı görseliBaş Editör Mustafa YILDIZ’ın özgün portresini kullanan “Kıtlığı Yönetmek” editoryal kapağı; baraj sahnesi temsili bir görseldir.
KÖŞEToplum ve Ekonomi
YAZARBaş Editör Mustafa YILDIZ

Olgu ile yorum ayrımını koruyan, kişisel polemiğe girmeyen ve çözüm arayan SonSinyal yazısı.

Bu sabah masamda iki ayrı dosya vardı. Biri İstanbul'un barajlarına, diğeri Merkez Bankası'nın faiz kararına dairdi. İlk bakışta ilgisiz görünen bu iki konuyu yan yana okuyunca fark ettim ki ikisi de aynı meseleyi anlatıyor: azalan bir kaynağı, telaşa kapılmadan nasıl yöneteceğimiz meselesini. Biri suyla, diğeri parayla ilgili; ama ikisinde de sınayan şey aynı: sabır.

Barajlar Bize Ne Söylüyor

İstanbul'un baraj doluluk oranı bu ay yüzde 38 dolayına geriledi. Anadolu Ajansı'nın haberine göre bu, son on yılda üçüncü kez yaşanan bir düşüş; 2023'te tablo çok daha kritikti, 2024'te biraz düzeldi, şimdi yeniden aşağı yönlü bir seyir var. Bir uzmanın söylediği gibi, sonbahar ve kış yağışları bu tabloyu değiştirecek asıl belirleyici. Biz bekleyip göreceğiz; ama beklerken elimiz boş durmamalı.

Burada iki tepki mümkün. Birincisi panik: "Su bitiyor" başlıklarıyla kamuoyunu germek, sorumluyu aramak, tartışmayı polemiğe çevirmek. İkincisi ise olgun bir yaklaşım: veriyi şeffaf paylaşmak, vatandaşı bilgilendirmek, kurumların günlük ölçümlerine güvenmek ve herkesin üzerine düşeni yapmasını istemek. İSKİ'nin her gün doluluk oranını kamuoyuyla paylaşması, ikinci yaklaşımın bir örneği. Bu şeffaflığı takdir etmeli, sürdürülmesini istemeliyiz.

Merkez Bankası'nın Sabrı

Aynı hafta Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faizi yüzde 37'de sabit tuttu. Karar metninde dikkatimi çeken şey, kurulun "ihtiyatlı duruş" vurgusuydu. Toplantı özetine bakınca enflasyon beklentilerinin biraz yükseldiğini, kur oynaklığının arttığını görüyoruz. Kolay yol, bu tabloyu görüp hemen faiz artırmak ya da tam tersi, büyümeyi rahatlatmak için erken gevşemeye gitmek olurdu. Kurul ikisini de yapmadı; veriyi bekleme kararı aldı.

Bu sabrı eleştirmek kolay. Herkesin kendi cebine dokunan bir gündem var; kira, kredi, market fiyatı. Ama ekonomi yönetiminin krizi büyütmeden, ölçülü adımlarla ilerlemesi, uzun vadede vatandaşın lehine işleyen bir tercih. Sabırlı duruşun bedelini bugün öderiz, meyvesini yarın toplarız. Bu, hem para politikasında hem su yönetiminde geçerli bir ilke.

Kurulun özetinde hanehalkının enflasyon beklentisinin biraz yükseldiğini okuyunca, ilk aklıma gelen şu oldu: beklenti, gerçekleşmenin habercisi değil, sadece bir fotoğrafı. Bugünkü beklenti yarın değişebilir; önemli olan, kurumların bu fotoğrafı görmezden gelmeden, ama panikle de tepki vermeden yoluna devam etmesi. Vatandaş olarak bizden beklenen de aynı ölçülülük: bütçemizi kurumların yayımladığı resmi verilere göre planlamak, söylentiye değil.

Ortak Payda: Şeffaflık ve Sorumluluk

İki dosyanın da bana öğrettiği şey şu: kıt kaynağı yönetmenin sırrı, veriyi saklamamakta ve sorumluluğu paylaştırmakta yatıyor. TCMB her hafta rezerv verisini, her ay enflasyon beklenti anketini kamuoyuyla paylaşıyor. İSKİ her gün baraj tablosunu güncelliyor. Bu şeffaflık, güven inşa etmenin en sağlam yolu. Kurumlarımızın bu alışkanlığı sürdürmesi, hem su hem para politikasında toplumsal güveni koruyacak asıl unsur.

Sorumluluk paylaşımı da aynı derecede önemli. Su tasarrufu yalnızca belediyelerin işi değil, her hanenin günlük alışkanlığıyla ilgili. Enflasyonla mücadele yalnızca Merkez Bankası'nın işi değil, kamu maliyesinden özel sektörün fiyatlama alışkanlıklarına kadar geniş bir sorumluluk alanı. Bu ülkede kıtlığı yönetmek, tek bir kurumun değil, hepimizin ortak meselesi.

Bu topraklarda kıtlıkla tanışıklığımız yeni değil; kuraklık yılları da, ekonomik daralma dönemleri de milletçe atlattığımız sınavlar arasında. O sınavlardan çıkardığımız ders hep aynı oldu: telaşla değil, dayanışmayla ve kurumlara güvenerek yol almak. Bugün de aynı olgunluğu göstermek, hem su hem para meselesinde bize düşen görev.

Çözüm İçin Üç Somut Adım

Bu iki dosyayı okuduktan sonra, gündelik hayatımıza taşıyabileceğimiz üç somut adım öneriyorum. Birincisi, su tüketiminde küçük ama kalıcı alışkanlık değişiklikleri: musluk kaçaklarını gidermek, bahçe sulamasını verimli yöntemlere taşımak. İkincisi, ekonomik kararlarımızı ani beklenti dalgalanmalarına göre değil, kurumların yayımladığı resmi verilere göre şekillendirmek. Üçüncüsü, hem su hem ekonomi yönetiminde şeffaflığı bir talep olarak sahiplenmek; veri paylaşıldıkça hesap sorabilir, hesap sorabildikçe güven artar.

İstanbul'un barajları yağmur bekliyor, Merkez Bankası ise veri bekliyor. İkisi de sabırla yönetiliyor. Bizim vatandaş olarak yapabileceğimiz en anlamlı katkı, bu sabrı panikle değil, sorumlulukla karşılamak. Kıtlık zamanı, birlikte akıl yürütme zamanıdır; ne suyu ne de parayı israf etmeden, elimizdekini en iyi şekilde değerlendirme zamanı.

Kaynaklar